‘Bahçeli çok avantajlı konumda, yetki onda ama sorumluluk AKP’de’

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun: "Bahçeli avantajlı konumda. Politikaların belirlenmesinde fiili bir yetki, güce sahip ama hukuken hiç kimse onu sorumlu kılamaz. Buna karşılık Erdoğan ve onun kabine üyeleri, tek başına yetki kullanamıyor ama bütün sorumluluğu tek başlarına taşıyacaklar."

KRONOS 31 Mayıs 2024 GÜNDEM

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin konuştu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin avantajlı bir konumda olduğuna dikkat çeken Özbudun, “Politikaların belirlenmesinde fiili bir yetki, güce sahip ama hukuken hiç kimse onu sorumlu kılamaz. Çünkü oturduğu hiçbir koltuk yok. Buna karşılık Sn. Erdoğan ve onun kabine üyeleri, tek başına yetki kullanamıyor ama bütün sorumluluğu tek başlarına taşıyacaklar” dedi.

Karar TV’ye konuşan Özbudun, “Erdoğan bu sisteme geçmeyi arzu ederken bana kalırsa kendi ayağına da bir pranganın takılmasını kabul etmiştir. Şimdi geldiğimiz noktada 2018 ve 2023’de yapılan seçimler bakımından Ak Parti’nin performansı nedir? Artık Ak Parti’nin tek başına parlamento çoğunluğunu elde etmesi bir hayli güçtür ama hükümet edecek güce de sahip değildir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın aynı zamanda MHP seçmeninin desteği ile o makamda oturduğuna dikkat çeken Özbudun, şunları söyledi:

“Şimdi böyle olunca hükümetin izlediği politikalar ister istemez geri planda bu iki partinin ortaklığı ile şekillenmektedir. Ve Bahçeli açısından çok avantajlı bir tablo söz konusu: Politikaların belirlenmesinde fiili bir yetki, güce sahip ama hukuken hiç kimse onu sorumlu kılamaz. Çünkü oturduğu hiçbir koltuk yok. Buna karşılık Sn. Erdoğan ve onun kabine üyeleri, tek başına yetki kullanamıyor ama bütün sorumluluğu tek başlarına taşıyacaklar. Şimdi günün birinde Türkiye gerçek bir demokrasiye ve hukuk devletine kavuşur da bu günlerin hesabını soracak olursa, bu hesabı kime soracak? Tayyip Erdoğan ve onun parlamentodaki temsilcilerinden soracak.”

‘EN GÜÇLÜ VESAYET KURUMU CUMHURBAŞKANLIĞI’

“1982 Anayasasının yer verdiği en güçlü vesayet kurumu, Cumhurbaşkanlığıdır. Ve diğer vesayet kurumları da bu makamın gölgesi altında işlemektedir” diyen Özbudun, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin vesayetten kurtulması mümkün mü? Tabi ki mümkün. Samimi bir gayret ve niyet olursa elbette mümkün. Ama şu anda bize anayasa değişikliği vaat edenlerin öne sürdükleri vesayet kurumlarıyla gerçeklik planında Türkiye’nin yaşadığı vesayet mekanizmaları arasında fark var. Aslında bu anayasa 1982’den itibaren, yani yürürlüğe girdiği andan itibaren çok eleştirildi. Ve eleştirilmesinin sebeplerinden biri de Türkiye’nin 27 Mayıs’tan beri intikal eden askeri-bürokratik vesayet kurumlarının çatısı altında gerçek temsili bir demokrasi kuramamış olması ve 1982 Anayasasının da o 1961 Anayasası ile başlayan vesayet kurumları geleneğini derinleştirerek ve çok daha geniş hale getirerek sürdürüyor olmasıydı. 1981’den itibaren 1982 Anayasası çok fazla değişiklik geçirdi. Bu değişikliklerden bir kısmı askeri müdahalelerden intikal eden vesayet kurumlarını tasfiye etti.

‘VESAYET KURUMLARINI DAHA DA DERİNLEŞTİRDİLER’

Ama tasfiye edemedikleri var ve hatta sivil irade tarafından daha da güçlendirilen vesayet kurumları var. Mesela 2008’de değerli hocam Ergun Özbudun’un armağanına yazmış olduğum bir makalede, şunu söylemiştim: 1982 Anayasasının yer verdiği en güçlü vesayet kurumu, Cumhurbaşkanlığıdır. Ve diğer vesayet kurumları da bu makamın gölgesi altında işlemektedir. Bunlardan neleri kastediyorum? Devlet Denetleme Kurulu, Yüksek Öğretim Kurumu, Anayasa Mahkemesi yani kısaca yargı da diyebiliriz ama özellikle Anayasa Mahkemesi. Peki, bu bahsettiğimiz kurumlar tasfiye edildi mi, hayır edilmedi. Ama bu vesayet kurumları şu an kimlerin elinde? Cumhurbaşkanlığı makamı bu anayasanın yarattığı en güçlü vesayet makamıdır. Gelin görün ki o gün bu makamlardan şikayet edenler 2017 Anayasa değişikliği ile bu vesayet kurumlarını daha kökleştirdi, daha derinleştirdi.

Cumhurbaşkanlığı kurumunun bir vesayet olarak kabul edilmesi aslında 1961 Anayasası’nın yapıcılarının arzu ettiği bir husustu. Hatta bu anayasanın yapımı sürecinde Cemal Gürsel, İsmet İnönü’den bilhassa şunu talep etmişti: ‘Bu anayasaya öyle bir hüküm koyun ki ilk seçilecek cumhurbaşkanı ben olayım.’ Hatta ifade şuydu: ‘Anayasanın halk oylamasına sunulmasıyla birlikte benim cumhurbaşkanlığımda kabul edilmiş olsun.’ Ve o zaman İsmet İnönü buna şiddetle karşı çıkmış ve ‘Anayasa devreye girdikten, seçimler yapıldıktan, meclis kurulduktan sonraki ilk iş, milletin kendi cumhurbaşkanını seçmek olacaktır. O meclisin iradesine biz burada ipotek koyamayız’ demişti.”

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram
WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com