Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal: İthal bileşeni azaltılmalı

KRONOS 28 Kasım 2019 EKONOMİ

Konuk olarak katıldığı İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin aylık olağan toplantısına, katılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal, yaptığı konuşmada gelişmekte olan ülke örneklerinin, yüksek cari işlemler açığı veren ve yüksek dış borçluluğu olan ülkelerde çok sayıda kriz tecrübesi içerdiğini ifade etti. Özellikle yüksek net dış yükümlülük seviyesinin dış şoklara karşı ülkelerin kırılganlığını ve kriz yaşama olasılığını artırdığını dile getiren Uysal; “Türkiye özelinde bakıldığında küresel finansal çevrimler ve buna bağlı olarak şekillenen sermaye akımları ile büyüme arasında yakın bir ilişki var. Cari dengenin bozulduğu dönemlerde, küresel sermaye akımlarındaki olası ani hareketlere karşı ekonomi kırılgan bir hale gelmekte, bu da makroekonomik ve finansal istikrara yönelik riskleri artırmaktadır.” diye konuştu.

17 yıl boyunca cari açık verildi

Uysal “Cari işlemler dengesi 2018 yılının ikinci çeyreğinde başlayan dengelenme süreciyle birlikte hızla iyileşmiş ve uzun yıllar sonra ilk kez bu yılın Haziran ayında yıllık olarak fazla vermiştir. Cari dengedeki iyileşme üçüncü çeyrekte de devam etmiş ve Eylül ayı itibarıyla yıllık yaklaşık 6 milyar ABD doları fazlaya ulaşılmıştır” dedi. 2018 yılı ikinci çeyreğinde milli gelire oran olarak yüzde 6.5 düzeyinde açık veren cari işlemler dengesinin, 2019 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık yüzde 1 oranında fazlaya ulaştığının tahmin edildiğini ifade eden Uysal, “Cari işlemler dengesi 2002 yılının Kasım ayında yıllık olarak fazla vermiş ve o dönemden 2019 yılının Haziran ayına kadar kesintisiz olarak açık vermiştir” şeklinde konuştu. Uysal şöyle devam etti: “Bildiğiniz üzere, üretim yapısına bağlı olarak Türkiye’de büyüme ile ithalat arasında yakın bir ilişki bulunmakta. Bu nedenle tarihsel olarak cari açıktaki düzelmelerin genelde iktisadi faaliyetin önemli ölçüde zayıfladığı dönemlerle örtüştüğünü görüyoruz. Ancak, son dönemdeki dengelenme süreci geçmiş dönemler ile karşılaştırıldığında farklı özellikleri bünyesinde barındırıyor. Öncelikle, içinde bulunduğumuz dönemde cari dengede yaşanan düzeltmenin, ekonominin sert bir şekilde daraldığı 2001 ve 2009 krizlerine kıyasla çok daha sağlıklı gerçekleştiğinin altını çizmek isterim. İktisadi faaliyetteki yavaşlamanın görece daha sınırlı olduğu bir dönemde cari fazla verme noktasına gelmiş olmamız döngüsel etkilerin ötesinde bir dönüşüme işaret ediyor.”

Tasarruf açığı bulunan ülkelerde cari açık risk

Dış dengesizliklerin risk primi kanalıyla döviz kurunda dalgalanmalara sebebiyet vererek finansal belirsizlikleri artırdığını ve iktisadi birimlerin tüketim, üretim ve yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini belirten Uysal: “Tasarruf açığı bulunan gelişmekte olan bir ekonomide sürekli ve yüksek cari açık verilmesi yabancı para cinsi yükümlülükleri artırarak makrofinansal risk birikimine yol açmaktadır. Bu riskler, küresel likidite koşulları ve risk iştahındaki değişikliklere bağlı olarak sermaye akımlarında ani hareketlere neden olabilmektedir. Bu tip dönemlerde döviz kurunda gözlenen sert değer kayıpları bir taraftan enflasyon baskılarını artırırken, diğer taraftan bilanço, varlık fiyatları ve teminat kanallarıyla kredi mekanizması ve iktisadi faaliyet arasında olumsuz bir etkileşime neden olarak finansal istikrarı da tehdit etmektedir. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar kısıtları makro politika ödünleşimini artırmaktadır. Dış dengesi daha istikrarlı ve net dış yükümlükleri makul düzeylerde olan ülkelerde bu ödünleşimler daha az yaşanırken makro politikaların hareket alanı genişlemekte, bu da toplumun refahına olumlu katkı yapmaktadır” şeklinde konuştu.

Bütün bu faktörlerin sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarı için dış dengenin kritik önemine işaret ettiğine dikkati çeken Uysal, “Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak elimizdeki araçları fiyat istikrarına yönelik olarak kullanırken dış dengenin makrofinansal istikrara yansımalarını da dikkate almaktayız. Bu kapsamda, kredilerin artış hızı, kompozisyonu ve sektörel dağılımı itibarıyla sağlıklı bir şekilde büyümesine yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçların da etkin şekilde kullanıldığı bir politika çerçevesi benimsemekteyiz.” dedi.

Katma değerin artırılması ve ithal bileşeni azaltılması gerekiyor

Dış dengede sağlanan somut kazanımların güçlü bir şekilde devamı için yapısal ve makro ihtiyati politika adımlarının önemine vurgu yapan Uysal, şunları kaydetti: “Bu alandaki hayati konulardan ilki üretimde katma değerin artırılması ve ithal bileşeninin azaltılması olarak karşımıza çıkıyor. İthal girdi kullanımı yüksek ve tasarruf açığı olan açık ekonomilerde yaşanan büyüme-cari açık-sermaye çıkışı-daralma döngüsünün kırılabilmesinin yolu verimlilik ve yüksek katma değerli üretimden geçiyor. Bu kapsamda enerji başta olmak üzere birçok ara malı sektöründe yerlileşmenin sağlanması, ithalatın büyümeye duyarlılığının zayıflatılmasında kritik önem sahip. 2019 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla ‘enerji hariç’ cari denge 12-aylık birikimli rakamlarla 41,5 milyar dolar fazla verirken toplam cari fazlanın yaklaşık 6 milyar dolar ile sınırlı kalması enerji alanındaki yatırım ihtiyacını ve yapısal kazanım alanını açık bir şekilde ortaya koyuyor.”

Enerji teknolojilerin yerlileşmeli

Uysal, bu konuda Yeni Ekonomi Programı’nda öncelikli konulardan biri olarak belirlenen yenilenebilir enerji teknolojilerinin yerlileştirilmesi ve elektrik üretimindeki payının artırılması yönündeki çabaları çok değerli bulduklarını dile getirdi. Uysal, enerji dışında kimyasal ürünler gibi sistematik olarak yüksek dış açık veren ara malı sektörleri ile yüksek teknoloji yoğunluklu stratejik öneme sahip sektörlerde yerli üretimi desteklemek üzere hayata geçirilen Proje Bazlı Teşvik Sistemi’nin yapısal alanda atılmış olan önemli adımlardan bir tanesi olduğunu söyledi. Uysal, “Yaptığımız hesaplamalara göre teşvike konu olan ürünlerin toplam net ithalatı 2017 yılında 17 milyar dolar olup milli gelirin yaklaşık yüzde 2’sine karşılık gelmektedir. Bu bağlamda teşvik sisteminden elde edilecek kazanımların orta vadede getirisi yüksek olacaktır. Katma değerli ürün kapasitesini artırma amacıyla yüksek teknoloji ürünlere yönelik yatırımları teşvik etmek üzere Yeni Ekonomi Programı’nda ortaya koyulan ‘Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’nı cari dengenin yapısal bileşeninde iyileşmeye yönelik önemli başlıklardan bir tanesi olarak değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yurtiçi tasarrufları artırmak için Otomatik BES uygulaması

Cari açığın yapısal unsurlarını hedef alan ikinci önemli adım ise yurt içi tasarrufların artırılmasına yönelik Otomatik BES Katılım uygulamasının hayat geçirilmesi olduğunu ifade eden Uysal, “Çok kısa sürede OKS sisteminin katılımcı sayısı 5 milyonu aşmış, fon büyüklüğü ise yaklaşık 8 milyar TL’ye ulaşmıştır. Diğer taraftan, BES’teki toplam katkı payı tutarı 70 milyar TL’yi aşmış, toplam fon büyüklüğü ise 120 milyar TL’ye yaklaşmıştır. 2017 yılındaki değişiklikle otomatik katılımı hayata geçiren ikinci gelişmekte olan ülke konumunda olan Türkiye’deki mevcut durum uluslararası örneklerle kıyaslandığında, kayıt dışılığın azaltılmasıyla bireysel emeklilik tabanının genişletilmesi, uzun vadeli tasarruflara yönelik finansal ürün çeşitliliğinin artırılarak finansal sistem dışındaki geleneksel tasarruf araçlarının sisteme dahil edilmesi ve bunun gibi pek çok alanda kat edilmesi gereken önemli mesafeler bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram
WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com